20 Eylül 2019 Cuma

Aslında bu yazıyı 21 Eylül'de yayınlayacaktık...

Aslında bu yazıyı 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü'nde yayınlayacaktık. Ancak Hürriyet Gazetesi muhabiri ve sitemiz yazarlarından Süleyman Arat'ın voleybol emekçisi Celal Demirbilek'i ziyareti sonrası yaptığı paylaşım sebebiyle o güne kadar bekleyemedik. Detayları haberin devamında...

31 Ağustos 2019 Cumartesi 13:07
Aslında bu yazıyı 21 Eylül'de yayınlayacaktık...
Aslında bu yazıyı 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü'nde yayınlayacaktık. Ancak Hürriyet Gazetesi muhabiri ve sitemiz yazarlarından Süleyman Arat'ın voleybol emekçisi Celal Demirbilek'i ziyareti sonrası yaptığı paylaşım sebebiyle o güne kadar bekleyemedik.

Hatırlayacağınız gibi bir süre önce gazetecilikte Ödül Avcısı olarak tanınan Celal Demirbilek'in iyi olmayan sağlık durumu hakkında bir haber yapmıştık ve tüm spor camiası bu üzücü ama insani haberi sitemizden öğrenmişti.

Amacımız her ne kadar ziyaretimizi hatırlayamayacak olsa bile bizim kendisini unutmayacağımız gerçeğinden hareketle herkesi bilgilendirmek istemiştik.

Celal ağabeyin kızı Ahsen ile sık sık telefonlaşmamızdan öğrendiğimiz kadarıyla, haberimizin ardında arayan, soran dostlarının sayısında artış olsa da beklediğimiz gibi olmadığını da belirtmek isteriz üzülerek...

Bu konuda söyleyebilecek çok şey var aslında ancak en kısa ifade ile belirtmek gerekirse;  

1-İhtiyarlık gelmeden, gençliğin, 
2- Hastalık gelmeden, sıhhatin, 
3- Fakirlik gelmeden, zenginliğin, 
4- Ölüm gelmeden, hayatın, 
5- Meşgul olmadan boş zamanın kıymetini bil.” Demiş Hz Muhammed bir hadisinde.

Sanırım bir çok şeyi insanlık adına hatırlamak için yeterli…
Şimdi de Süleyman Arat’ın Celal Demirbilek’i ziyareti sonrası kaleme aldığı duyguları ve gerçeği büyük bir cesaretle açıkladığı yazısını sizlerle paylaşıyor ve ‘Vakit daha geç olmadan… diyoruz..

İşte Süleyman Arat'ın duygu yüklü yazısı...

Dün Hürriyet'in emektar muhabiri, bir oda dolusu ödüllü olan star gazeteci Celal Demirbilek'i, servis arkadaşları olan ben, Cömert Arslan, İsmail Er, Emre Oktay ve Adem Kabayel ziyarete gittik.
Ekipte kimler olduğunu okuyunca gazeteden Yakuplu'ya gidene kadar ne kadar güldüğümüzü, yol boyu ne şakalar yaptığımızı tahmin etmişsinizdir. 
Huzurevine girip Celal Abi'nin odasına gidince hiçbirimizin ağzını bıçak açmadı. 
Buz gibi bir ortam oluştu ve hepimiz şok olduk.
İnanın on dakika hiç ses çıkartmadan öylece donduk, kalakaldık.
Fotoğrafını paylaşsam inanın infial yaratır. 
Durumunun kötü olduğunu biliyorduk ama, bu kadar kötü olduğunu inanın hiç tahmin edemedik. 
Koskoca Celal Abi'ye Alzheimer teşhisi konulmuş ama hastalık bayır aşağı korkunç bir hızla ilerliyor. Kendisi tıbben olmasa da resmen bitkisel hayatta.
Bembeyaz yatakta ağzı açık, gözleri kapalı vaziyette bir haftadır uyuyor. 
Yemek yiyemediği için ağzında yaralar çıkmış. 
Yaşatmak için karnından delip besliyorlar. 
Doktoruyla konuştum 'Bu hastalıkta maalesef geri dönüş mümkün değil' dedi. 
Yani iyileşme ihtimali sıfır. 
Daha kötü olabilir ama daha iyi olamayacak artık. 
'Bundan daha kötü nasıl olabilir' derseniz olabiliyor arkadaşlar. 
Şöyle ki henüz 64 yaşındaki Celal Abinin odasında bir başka abi daha yatıyor. 
O da aynı durumda ve tam 8 senedir gözlerini hiç açmadan bu şekilde yaşıyor. 
Bir başka hastadan bahsetti doktor... 
Bu hasta 104 yaşında ve 28 senedir bu şekilde gözlerini dahi açmadan saksıdaki bir çiçek gibi öylece uyuyor.
Giriş ve çıkış sırasında diğer odaları göz gezdirdim. 
İçerde 30-40 yaşlı hasta gördüm. Hepsi aynı durumda, gözler kapalı, ağız açık öylece uyuyorlar. 
Yürüyebilen iki hastayla da tanıştım... 
Onlar yürüyor ama dimağ olarak iyi durumda değiller. Bütün gün salonda öylece oturuyorlar. 
Ne acı, ne çile.
İçlerinde doktorlar, mimarlar, avukatlar, gazeteciler var.
Herkes bu hale gelebilir sevgili dostlar. 
Böyle ziyaretler insanlarda derin izler bırakıyor. 
Yaşamın streslerinden, dertlerinden şikayet edenler varsa onarı bu veya bu gibi yaşlı bakım evlerine bir saatlik ziyarete gitmelerini öneriyorum. 
Hayatın kıymetini bilelim, kimseyi kırmayalım, incitmeyelim.
Bu arada doktorla yaptığım sohbette öğrendiğim kadarıyla bazı şeyleri de yanlış biliyoruz. 
Demans ve Alzheimer gibi hastalıklar için hep hızlı yaşayan, bulmaca çözen, zihninin sık sık çalıştıran kişilerde pek rastlanmıyor deniyor ya bu çok yanlışmış.
Beyin tekdüze ve hızlı yaşantıyı pek sevmiyor dostlar. 
Hele ki çok hızlı yaşayıp bir anda durağan bir hayata geçişlerden hiç hoşlanmıyor.
Tavsiyem hızlı değil mutlu yaşayın.
Sudoku veya çengel bulmaca çözmektense gülün, neşeli filimler izleyin, neşeli tiyatro oyunlarına, neşeli şovlara gidin, sevdiklerinizle vakit geçirin, zihninizi eğlendirin, bedeninizi gezdirin.
İnziva veya stabil bir hayatı kendinize hedef seçmeyin. Hayatan ve hedeflerden kopmayın, bir meşgale bulun. 
Yazı yazın, resim yapın, çiçek yetiştirin, evinizde veya sokakta hayvan besleyin veya sizi hayata bağayacak ne varsa onu yapın. 
Ama asla durmayın, sakın durmayın.
Süleyman ARAT

 

    Yorumlar

GAZETE MANŞETLERİ

HAVA DURUMU

Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

EN ÇOK YORUMLANANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

ARŞİV