• Savaş Eskigülek
      Savaş Eskigülek

      Bir Başarıyla Diğerlerini Dövmek

      Yayınlanma: 02 Ekim 2026

      Merhaba Kıymetli Okurlarımız,

      Ekim ayının ilk yazısıyla karşınızdayım. Yeni ay dünyamıza ve ülkemize barış dolu günler getirsin.
      Futbol Millî Takımımızın Dünya Kupası’ndaki sonuçlarının ardından UEFA Uluslar Ligi’nde Fransa ve İtalya karşısında aldığı mağlubiyetler, futbolseverler üzerinde hayal kırıklığı yarattı. Ancak asıl tehlikeli olan, sahadaki skorlardan ziyade ekran başında ve sosyal medyada başlayan kıyaslama furyası oldu. Bir tarafta milyon avroların, primi meşru kılmak adına elenmeye rağmen dağıtılmaya çalışılan villaların konuşulduğu futbol sahası; diğer tarafta ise her yarışmada bayrağımızı en üst basamağa çıkaran Filenin Sultanları…

      2023 Yılındaki ilk Avrupa şampiyonluğumuzun ardından soyunma odasında geçtiği söylenen ve Kaptan Eda Erdem Dündar’a atfedilen ancak gerçekle alakası olmayan "prim" iddiaları dahi futbol millî takımımıza duyulan tepkinin bir dışa vurumu olarak yeniden dolaşıma sokuldu. Ancak ne şekilde olursa olsun bir branşın başarısını diğer bir branşın başarısızlığını linç etmek için kullanılmasını doğru bulmuyorum.

      Türkiye'nin başarılı uzun mesafe ve kros şampiyonu millî atleti Abdulkadir Türk’ün yazdığı "Neden Söylüyorum" adlı kitabında belirttiği son derece anlamlı sözü tam da bu noktada yeniden hatırlatmak isterim: "Bir başarıyla diğerlerini dövmek..."

      Kıyaslamanın ve Ayrıştırmanın Tehlikesi

      2018 yılından bu yana mücadele ettiği Milletler Ligi’nde (VNL) 2 altın, 1 gümüş ve 1 bronz madalya kazanan, Dünya Kadın Voleybol Sıralaması'ndaki üçüncülük yerini sağlamlaştıran Filenin Sultanları, 2023 ve 2026 Avrupa ve Milletler Ligi şampiyonluklarıyla hepimizin göğsünü kabarttı.

      Ancak bu gurur tablosu üzerinden ‘Bizim Çocuklar'ı hedef almak, "Futbolcuların yerine voleybolcular sahaya çıksın." demek veya voleybolcularımızı "Cumhuriyet’in çocukları", "Atatürk’ün kızları" ilan ederken sanki diğer sporcularımız bu bağın dışındaymış gibi bir algı yaratmayı doğru bulmuyorum.

      Eğer voleybolcularımız Cumhuriyet’in ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklarıysa; güreşte mindere boksta ringe çıkan, tekvandoda, judoda, okçulukta, atıcılıkta, halterde, karatede, kick boksta, atletizmde ter döken, salonlarda ve sahalarda son saniyeye kadar savaşan her bir millî sporcumuz da bu Cumhuriyet’in, bu cennet vatanın öz evladıdır. Sporcularımız arasında el altından "bizim mahalle" ya da "öteki mahalle" ayrımı yapmak, bu ülkenin harcına ve sporcusunun emeğine yapılacak en büyük haksızlıktır.

      Nitekim millî voleybolcumuz Zehra Güneş de bu sığ kıyaslama anlayışına en güzel cevabı veriyor:

      "Bence çıktığımız bu yol her profesyonel sporcu için sonucu her zaman mutlu bitmeyen bir yol. Biz bunun farkındayız, profesyonel sporcular olarak da onların neler yaşadığının farkındayız. O yüzden bence hiçbir sporcu 'kaybetti' veya 'kazandı' diye birbirleriyle kıyaslanmamalı. Sonuçta hepimiz çok büyük fedakârlıklarla bu yolda ilerliyoruz."

      Voleybolu diğer branşlarla kıyaslarken unutulan en temel husus, voleybolun kendi içindeki benzersiz doğasıdır. Futbol veya basketboldaki gibi topu tek başına taşıyan bir oyuncunun bulunmadığı, topu tutmanın dahi yasak olduğu, oyunun tamamen pas, blok, manşet ve servis üzerine kurulduğu kolektif bir yapıdır voleybol. Saniyeler içinde karar vermeyi gerektiren süreklilik, refleks ve yüksek takım uyumu bu sporu ayakta tutar. Her sayı doğrudan sahada o anda bulunan 6 oyuncunun eksiksiz koordinasyonuna bağlıdır.

      Türkiye’de kadın millî takımımızın başarılarıyla yükselişi, başta 60 yıldır Türk sporuna hizmet eden Eczacıbaşı ile VakıfBank, Fenerbahçe, Galatasaray gibi Avrupa ve dünyada kazandıkları kupalarla birleşerek sadece sportif bir başarı olmaktan çıkmış, kadın sporcuların görünürlüğünü artıran ve genç kızlarımıza yol gösteren güçlü bir sosyal dönüşüme sebep olmuştur. Voleybol bu yüzden eşsizdir; ama bu eşsizlik, diğer branşları değersizleştirmek için değil, ilham almak için kullanılmalıdır.

      Bir branşın başarısıyla diğer branşı gölgelemeye çalışmak ya da bir sporumuz üzerinden diğerini "dövmek", aynı kutuplu mıknatısların birbirini itmesi gibi spor branşlarımızı ve milletimizi içeriden ayrıştırır. Oysa spordaki her bir başarı, 86 milyonun ortak sevinci ve zaferidir.

      Artık olaylara bakış açımızı ayrıştırıcı değil, birleştirici bir ruhla tazelemeliyiz. Bu sporcuların hepsi ama hepsi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, bu ay-yıldızlı bayrağın evlatlarıdır. Hepsi aynı devletin imkânlarıyla yetişmekte, aynı toprağın ekmeğini yemekte ve aynı armayı göğsünde taşımaktadır.

      Gün birbirimizi farklılaştırma, bir branşla diğerlerini dövme günü değildir!

      Kalıcı ve sürdürülebilir başarı için, fikir ve proje üretme yolunda voleybolun ve TVF’nin geçtiği süreçler incelenebilir. Ancak en başarılı takım sporu olan voleybolumuzun kısır çekişmeler içine çekilmesine gönlüm razı olmuyor.

      Kıymetli okurlarımız, bugün de voleybolumuzun başarılarını başka branşlara karşı kullanırken haksızlık edilmemesi konusundaki düşüncelerimden "Haberiniz Olsun" istedim. Kalın sağlıcakla.

       

      Yorum Yazın