Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Dergisi Büyük Ustaya 12 sayfa ayırdı

0
65

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin dergisi, Celal Demirbilek’e tam 12 sayfa ayırdı. Aralarında Genel Yayın Yönetmenimiz Savaş Eskigülek’in de yer aldığı gazeteciler, sporcular efsane spor muhabirini anlattı…

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, derginin yeni sayısında efsane spor muhabiri Celal Demirbilek’e 12 sayfa ayırdı. Dernek Başkanı ve derginin editörü Rıza Özel şu ifadeleri kullandı:

“USTAYA VEDA

Kendimle ilgili yaptığım tanımlamalardan biridir; Puzzle. Çünkü, küçük-büyük puzzle parçalarından oluştuğumu hissettim çoğu zaman. Ve bu puzzle parçalarının her biri ustaların bana bıraktıklarıydı.

Başarılı mıyım? Onu kararını uslalarımız ve zaman verir. Ama küçücük bir başarım varsa bunu da yan yana çalıştığım beni oluşturan parçaların sahibi usta isimlere borçluyum. İşte o isimlerden biri de Celal Demirbilek’ti. Efsane bir isimdi, başarılarıyla yaptıklarıyla Türk medyasında. Kendisi ile yan yana deklanşöre basmak, böyle bir isimle yan yana görev yapmak şanstı, benim için.

Kimi zaman aynı gazetede kimi zaman ayrı kurumlarda ama hep farklı kentlerde görev yaptık. Bizi bir araya getirense hep uluslararası organizasyonlar oldu. Bir gün Rusya’da Dünya Güreş Şampiyonası’nda bir gün Antalya’da dünya Halter Şampiyonası’nda, bir gün İzmir’de Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nda, bir gün Ankara’da Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası’nda… Onunla birlikte çok ama çok fazla “bir gün” var böyle hayatımda…

Aramızdaki yaş farkını yok edecek kadar çalışkan, bir o kadar hırslı, bir o kadar yardımsever ve öğretici …

Elveda usta,
Mekanın cennet olsun.”

Dergide çıkan ve onu tanıyan sporcuların, gazetecilerin görüşleri şöyle:

SAVAŞ ESKİGÜLEK

(Voleybol Aktüel Genel Yayın Yönetmeni, Voleybol Hakemleri ve Gözlemcileri Federasyonu Basın Danışmanı):

Yurt içinde ve yurt dışında tüm maçlarda saha içindeki masalarda yan yana otururduk. Hem konuşur, hem fotoğraf çeker hem de haberini yazardı. Heyecanlı, heyecanlı, tekrar ede ede, tek bir yanlış bilgiye yer vermeden tane tane sorar, cevaplarımı tane, tane tekrar eder ve yazardı. Bir an için boş durduğunu hatırlamıyorum. Aklı hep bir sonraki haber için hızlı hızlı koşardı. Yaklaşık 10 yıl süren bu tempoda otelde bile benimle aynı katlarda kalmaya özen gösterirdi. Çünkü gerek bilgisayar ve teknoloji, gerekse voleybol ile ilgili her zaman soracağı soru olurdu. Bir de gittiğimiz her yerden mutlaka ama mutlaka eşine ve evine hediyeler alırdı. Hiç ihmal etmezdi. En yoğun tempoda bile nereden, ne alınırsa gider, arar, bulur ve mutlaka alırdı. 2012 Yılında Basın Direktörü olarak görev yaptığım Hopa Plaj Voleybolu Turnuvasına gelmesini ısrarla istemiştim. Yıllar önce gittiği Plaj Voleybolu turnuvalarını anlattığı için biliyordum Hopa’ya ve Hopa Plaj Voleyboluna mutlaka bir değer katacaktı. Tabi ki yanılmadım. Bizler sadece maça odaklanırken, Celal Ağabey, her şeye odaklanabilme yeteneğini konuşturdu. Maçlar oynanırken, top toplayıcı çocuklardan birinin yerinde olmaması sebebiyle kenardaki top alış verişi aksayınca maçın başhakeminin top toplayan çocuğa kızarak nerede olduğunu sorması takip etmiş ve çocuğun “Çişim geldi tuvalete gittim” cevabından Hürriyet Gazetesi’ne yarım sayfa Hopa Plaj Voleybolu haberini çıkartmıştı.  Mekanın cennet olsun Celal ağabey.

GÜLE GÜLE “CELO”

O bir efsaneydi, hayatını habere-gazeteciliğe adamıştı. Ömrü daha iyi bir kare fotoğraf çekmek, manşet bir haber yakalamak için koşuşturmayla geçti. Mesleğin duayenlerinden Celal Demirbilek’i arkadaşlarının deyimiyle “Celo”yu en yakında tanıyan meslektaşları ve milli sporcular anlattı…

Süleyman ARAT:

Hürriyet’in Cağaloğlu’ndaki tarihi binasından içeri adımımı attığım 1982 yılında istihbarat servisi, spor servisiyle yan yanaydı.

Celal Abi’yi sarı fotoğraf çantasıyla kan ter içinde önümüzden koşarak ya habere giderken, ya da o haberin sayfaya girmesi heyecanıyla gazeteye dönerken görüyordum. Bir keresinde onu takip edip peşinden spor servisine sessizce girdim. O meşhur sarı çantasını bırakmadan toplantı masasının önüne geldi. Rıdvan Yelekçi, Oğuz Tongsir, Altuğ İstanbulluoğlu ve dönemin ünlü gazetecileri Alaattin Metin, Ali Ulvi Tural, Eşfak Aykaç, Talay Erker, Onur Belge, Kazım Kanat, Serpil Pınar, Sezai Paker, Ahmet Geven’in oturduğu masanın baş köşesindeki Spor Müdürü Doğan Koloğlu’na yakaladığı haberi heyecanla, zaman zaman kekeleyerek bir çırpıda anlattı. Maratonda yakaladığı detay ona göre yılın en önemli haberiydi, ama o dönem spor 1.5  sayfadan ibaretti. Doğan Koloğlu ‘Tamam Celal sen yaz bakarız’ dedi ve Celal Abi kan ter içinde daktilonun başına oturdu. İşte o an hayran olmuştum bu adama. Daha sonra Beşiktaşlı olduğunu öğrendim, daha bir kanım ısındı. Ben yüreğindeki rengi haberine yansıtmayan hatta ailesine dahi fark ettirmeyen gazeteci olarak bir Korkut Göze’yi tanıdım bir de Celal Demirbilek’i.

ADİL BABA

 Celal Abi Spor haberleri peşinde koşarken ben de boynumda Nikon FE makinemle politik haberler, şehir haberleri, cinayetler peşinde koşuyordum. Bir gün dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’i takip ederken ünü Fransız sinema oyuncusu Luis de Funes’e benzeyen bir trafik polisiyle tanıştım. 50 yaşlarında hiperaktif bir görüntüsü olan polis amca, Cumhurbaşkanı  konvoyunun tüm düzenini sağlıyordu.

Sevimli bir ihtiyar gibi görünse de ceviz gibi sert, ser verip sır vermeyen, kimseye iltimas geçmeyen, fazla laubali olmamaya dikkat eden bir polisti Adil Demirbilek. ‘Adil Baba’ meğer bizim Celal Abi’nin babasıymış. Artık takiplerde Hürriyet’e yani bana daha toleranslı olacağını ummuştum ama hiç öyle olmadı, yüzüme bile bakmadı benim.

Turgut Özal Cumhurbaşkanı olunca onun terzisiyle özel röportaj yapmış sonra da terzi yamağı kılığında Harbiye Ordu Evi’ne girip Özal’ın katına kadar çıkmayı başardım. Ama o gün Adil Baba beni enselemiş, küçük fotoğraf makinemle tek kare bile basamadan dışarı attırmıştı.

SPOR SERVİSİNDE YAN YANA GELDİK

Yıllar sonra ben de Spor Servisi’nde çalışmaya başladım. Celal Abi’yi daha yakından tanıma fırsatım oldu. Onu tanıyana kadar kendimi çalışkan gazeteci sandığımı fark ettim. O bir başkaydı. Yediği yemekle değil haberle, imzayla yaşıyordu. Bu nasıl bir heyecandır size anlatamam. Haberi girince dünyanın en mutlu insanı, haberi girmezse dünyası yıkılan bir bedbahttı. Güreş, boks, halter, voleybol, basketbol, atletizm, vücut geliştirme, tekvando, yüzme, su topu, kürek, okçuluk, eskrim kısacası tüm branşlar ondan sorulurdu. Hasbelkader bir güreş haberi için mili takım kampına gittim. Başantrenör Fevzi Şeker “Seni Celal Abi mi yolladı? Onun rızası yoksa görüşemeyiz” dedi. O olmadan amatör branşlarda kuş bile uçamazdı. İşte bu yüzden her yıl ne kadar ödül varsa hepsini o alıyordu. İşe bu yüzden bütün haberler ona akıyordu. İşte bu yüzden sansasyonel haberleri manşetlerde ‘Celal Demirbilek’ imzasını görüyorduk.

HERKESİN BİR KUYRUK YARASI VAR

Yıllar içinde, hangi gazeteciyle karşılasam bana Celal Demirbilek’in kendisini bir haberde nasıl atlattığını, nasıl gol atıp müdüründen fırça yedirdiğini anlatır oldu. Bu anlatılanların içinde biraz kızgınlık, biraz öfke de olsa hakim olan ana duygu hayranlıktı. Zira Celal Demirbilek rutini sevmez, sen portreyi çektikten sonra o ne yapıp eder, şampiyonu alır dağa çıkartır, ya treni tek eliyle durdurtur gibi, ya uçağı kaldırtır gibi pozlar çekerdi. Her işten özel fotoğrafı, en ses getiren detayı, en göz yaşartan hikayeyi o bulur çıkarırdı. Bir meslektaşı olarak Celal Abi’nin evindeki bine yakın ödül plaketlerini nasıl sergilediğini hep merak etmişimdir. Dün tüm bu merakları, gıpta etmeleri hüzünlü bir törenle toprağa verildi. Spor salonlarının ışıkları söndü, güzel haberler, özel fotoğraflar öksüz kaldı. Yüz yıl geçse bile bir gün bir belgeselde, bir gün bir sinema filmi karesinde, bir gün eki bir kupür fotoğrafında insanlar senin adına illa rastlayacaklar. Unutulmamayı gene kendi tırnaklarınla yakaladığın haberlerinle sen sağlayacaksın. Bak Naim sana ‘Hoş geldin’ diyor, Vedat Okyar elini omzuna koymaya hazırlanıyor, Korkut Göze her haberin olduğu gibi bu haberin de en güzel başlığını veriyor. Güle güle Celo…

HALİL MUTLU(Milli sporcu): 

10 yaşında evimde çıkmış, 16 yaşında Naim Abi gibi büyük sporcu olma hayaliyle tek başıma Türkiye’ye gelmiş bir çocuktum.  Henüz yolun başında ve rotasını bilmez elimde sadece bir dünya ikinciliği olan bir haldeyken Celal Demirbilek benim gelecekte başarılı olacağımı tahmin etmiş olmalı ki peşime düştü. Ben 1993 yılında Bulgaristan’ın Kırcaali ili Uzuncalar köyünde yaşayan annemi babamı ziyarete gidince kendisi de oralara kadar geldi. Benim anamla babamla fotoğraflarımızı çekip ilk haberimi yaptı. Böylece ailemi yanımda istediğim ilk kez duyulmuş oldu. Bazıları masa başında haber kovalar bazıları da haber peşinde koşar ya işte Celal Abi haber peşinde koşanlardandı. Biz bir amatör spor için hizmet ettik ama o bütün branşlar için büyük hizmetler yaptı. Haberin kremasını yani zirvedeki başarı noktasını değil, arka kısmında yatan gerçekleri, hikayeyi, detayı araştırmayı severdi. Kendisi Balkanlarda yaşayan Türk gençlerini bulup çıkartan, mili formayı giymelerinde katkı sağlayan bir kişiydi. Benim gibi Ekrem Celil’i de o keşfedip Türkiye’ye araba bagajında kaçıp gelmesine sebep oldu. Ekrem Celil de onu utandırmadı, çok başarılı oldu. Dünya ve Avrupa Şampiyonlukları kazandı, hala da Antalya’da sporcu yetiştiriyor.

Celal Demirbilek’in yerini doldurmak çok zor, onu tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

NEVRİYE YILMAZ (Milli basketbolcu):

Celal ağabey ile ilk tanışmam 2001 yılına dayanıyor. 2001 yılında Bulgaristan’da ilk röportajımızı yaptık. 1989 yılında göç edip geldiğimiz ve 12 yıl sonra doğduğum şehre transfer olduğumda ilk röportajımı yaptık. Tüm gün boyunca hiç üşenmeden yorulmadan, doğduğum, büyüdüğüm, okula gittiğim, oyun oynadığım her yeri gezdik. En ince detayına kadar araştırıp, okuyuculara doğru duyguları aktarabilmek için yaşam hikayemi dinlemişti. Daha sonra 2004 senesinde İtalya’ya gelip kariyerimin şekillenmeye basladığı dönemde bir röportaj daha yaptı. Bunlar yurt dışında sadece benim için gelip yaptığı özel röportajlardı ve benim içinde çok özeldi. Kadın basketbolunun ülkemizde çok takip edilmediği yıllarda onun bu ilgisi beni çok mutlu etmiş ve performansımı olumlu yönde etkilemişti. Bu durum bana kendimi özel hissettirmişti. Kariyerimin ilerleyen dönemlerinde de Celal abiyle birçok röportajımız ve sohbetimiz olmuştu. Onun diğer sporcularla yaptığı röportajları da takip ediyordum. Herkesle aynı samimiyeti kurabilmesi onun yüreğinin ne kadar alçak gönüllü olduğunun, işini ne kadar severek yaptığının bir göstergesiydi.

Antrenörlük kariyerimin ilk yıllarında da aynı özeni göstermiş ve ilk röportajımı onunla yapmıştık. Hastalığının baslangıç döneminde halen işini yapma aşkıyla beni arıyor ve benim bu heyecanımı güzel bir röportajla haber yapmak istedigini dile getiriyordu.  Yaptığımız bu röportajdan sonrada telefonla irtibatımız hiç kopmadı. Son zamanlarında hastalığı onu yatağa düşürene kadar işini ilk günki heyecanla yapma çabaları beni çok etkilemişti. Bazı insanlar vardır onları herkesten farklı kılan son nefesine kadar mesleğini icra eden. Celal abi de benim için bu kalıba uygun güzel bir insandı. Her şey için çok teşekkürler Celal abi.

ESAT YILMAER

Hürriyet eski Spor Müdürü,

Dünya Spor Yazarları Birliği 2. Başkanı (AIPS): 

 Celal Demirbilek hiç kuşku yok ki spor basınımızın en değerli emekçilerinden biriydi. 1977 yılından beri tanıdığım ve uzun yıllar birlikte çalıştığım bu değerli basın emekçisi ile bir arada olmak beni her zaman mutlu etmiştir. Şimdi benden Celal için bir şeyler yazmam istendiğinde aklıma birbirimizi tanıdığımız ilk gün geldi. Bugün İstanbul’un ünlü otellerinden birinin yer aldığı Taksim’de Tenis Eskrim Dağcılık Kulubü’nde çok önemli isimlerin yer aldığı önemli bir tenis turnuvası düzenleniyor. Celal, o zamanlar Cumhuriyet Gazetesi’nde, ben de Türk Haberler Ajansı’nda genç birer muhabir olarak bu turnuvayı izlemek ile görevlendirilmiştik. Birbirimize merhaba dediğimiz o ilk gün birlikte işin en iyisini yapmak için çalışmış, omuz omuza vermiş ve yayın organlarımıza turnuvanın en ilginç röportajlarını ve detaylarını aktarmıştık. O gün TED Kulubü’nün kortlarının basın tribününde başlayan dostluğumuz ve arkadaşlığımız daha sonra yollarımızın kesiştiği Hürriyet Gazetesi’nde yıllar boyu sürecek olan büyük dostluğa ve omuz omuza dayanışmaya dönüştü. Son derece çalışkan ve hiç kimsenin gitmek istemediği değişik spor branşlarını izlemeye kendini adamış olan Celal’in bir başka özelliği de Türk spor basının en fazla ödül kazanmış spor gazetecisi olmasıdır. Titizlikle peşinden koştuğu haberleri en değişik biçimde bulup çıkartan Celal, onları kendisine has üslubu ile süsler ve manşetlik hale getirirdi. Uzman olduğu amatör spor branşlarına büyük bir özveri ile hizmet eden Celal, bu sporların ülkemizdeki gelişimine büyük katkı yapmıştır. Güreş, halter, atletizm, taekwando sporlarımız bugün dünya üzerinde önemli bir yere gelmesindeki katkısı gerçekten çok büyüktür. Celal, uzman olduğu spor branşlarının yanı sıra balkan ülkelerinde de büyük etkinliği olan ve en olmayacak işleri başaran bir gazeteci olarak her zaman öne çıkmayı başarmıştır. Bunu bir örnekle anlatmak isterim. O dönemin gerçekten zorlu bir yönetime sahip bir ülke olan komşumuz Bulgaristan’da bir yazı işleri müdürümüzün çalınan arabasını Bulgar mafyasının elinden bulup geri getirmesi de onun ne kadar etkin bir gazeteci olduğunun en açık göstergesidir. Celal ile birlikte uzun yıllar aynı serviste çalışarak onun insani yönünü tanımak, dürüstlüğüne tanık olmak hepimiz için büyük bir onurdur. Sırtına yüklediği ağır çantasıyla hiç durmadan koşturan , en iyi fotoğrafı çekmek, en iyi haberi yakalamak için durmadan yılmadan çalışan Celal’in bu tempoya nasıl dayandığını da anlamak güçtü. İçindeki bitmeyen gazetecilik sevdası ve ateşi ona bu enerjiyi fazlasıyla veriyordu. Birlikte gittiğimiz 2000 yılı Sidney Olimpiyat Oyunlarında onun bu enerjisine bir kez daha tanık oldum. Aradaki saat farkı nedeniyle, ülkemiz ile olan iletişim zorluğuna rağmen sabahın köründe başlayıp, neredeyse iki üç saatlik uykular ile yetindiğimi bu büyük organizasyonda bir müsabakadan, diğerine usanmadan koşuşu bugün bile hala gözlerimin önünde. Sidney Olimpiyatları’nda başarılı olan sporcularımızla yaptığı özel röportajlar ve haberler sanırım spor yazarlığı tarihimizin en başarılı örnekleri arasındadır. Örnek bir spor basını emekçisi olan Celal, dostluğu, insanlığı ve arkadaşlığı ile tüm arkadaşlarına gerçekten önemli katkılar da bulunmuştur. Her zaman onun için söylediğim bir söz vardır. Her spor servisine bir Celal Demirbilek lazım. Güle güle çalışkan ve sevgili arkadaşım. Işıklar içinde uyu, sen bu mesleğe çok şey kattın. Bu emeklerin hiç bir zaman unutulmayacak.

OĞUZ TONGSİR

(TSYD Genel Başkanı-Gazeteci): 

 Rahmetli Celal Demirbilek ile yaşıttık. İkimiz de genç bir muhabirken, babası rahmetli Adil Demirbilek Yeşilköy Havaalanı’nda sporcu kafileleri karşılanırken bize kolaylıklar sağlardı. O zamanlar Adil Baba’nın sağladığı izinle aprona kadar girer, sporcuları uçağın kapısında karşılardık. Aradan yıllar geçti, 1987 yılında yollarımız Hürriyet Spor Servisi’nde kesişti. Ben istihbarat şefi, Çelo ise bir muhabirdi. Bazen eleman sıkıntısı olunca, ıkına sıkına kendisinden küçük işlere gitmesini isterdim. Ikına sıkına diyorum, çünkü aynı yaşta olduğumuz gibi meslek kıdemimiz de aynıydı. Ama Celal hiç gocunmazdı. Rutin basın toplantılarına bile sırtında fotoğraf makinesi, koşa koşa giderdi. O basın toplantısından bile iş çıkarırdı. Amatör sporların belki de en önemli ismiydi. Meslektaşlarımızın gözü futboldan başka birşey görmezken Celal , boks halter, voleybol, atletizm müsabakaları arasında mekik dokurdu. Sonrasında da gazeteye döndüğü zaman haberinin girmesi için bizlerle adeta savaşırdı. Eğer o küçücük haberini sayfaya koymazsanız küserdi. Çok tartıştığımızı dün gibi hatırlıyorum. Ama kişisel bir sorunumuz hiç olmadı. Haber dışında bir gün bile birbirimizi kırmadık. Güler yüzlüydü, herkese saygılıydı. Bir gün bile başkasının arkasından konuştuğunu görmedim.  Nurlar içinde yatsın, mekanı cennet olsun. Spor Yazarları mesleği Celal Demirbilek gibi gerçek bir emekçiyi artık zor bulacak.

 

AHMET ÇAKAR

(Gazeteci): 

Vefat eden arkadaşların ardından güzel şeyler söylenmesi gelenektendir ama kimi zaman söylenenler pek de gerçeği yansıtmaz. Celal Demirbilek içinse durum bunun tam tersidir, söylenen güzel sözlerden çok daha fazlasını hak etmiştir. Kısacık bir Hürgün serüveninin ardından 1985’in son günlerinde Hürriyet spor servisine Celal’in yanına gelmiştim. Bir süre sonra da Ahmet Geven arkadaşımızın geçirdiği sağlık sorunu nedeniyle Galatasaray muhabiri olmuştum.

Spor müdürü Eşfak Aykaç’ın döneminde Hürriyet’te sadece bir sayfa spor vardı. Bir süre sonra benim atladığım bir Kovacevic haberi nedeniyle Aykaç’ın dönemi bitecek Doğan Koloğlu tekrar göreve gelecekti. O tek spor sayfasında en geniş yeri doğal olarak 3 büyükler tutuyordu. Muhabirle de ben, Alaattin Metin ve rahmetli Kazım Kanat’tı. Gerçi Doğan ağabey, kısalar dahil her gün sayfaya 21 haber sokabilme derdindeydi ama bizim yerlerimiz garanti sayılırdı. Celal Demirbilek’i işte bu ortamda tanıdım. Aslında bizim günlük işimiz fazla sürmez ve sonrasında serviste muhabbet ortamı doğardı. Celal bu ortamdan uzak durup sürekli haber kovalardı. Sadece 2 telefonumuz vardı ve onlar da habercilik kadar başka şeyler için de kullanılırdı. Celal Demirbilek, telefonu da başka olanakları da kesinlikle haber için kullanma titizliği içindeki gazetecilerden biriydi. Bizim sohbetlerimizden bile haberlik bir damar çıkarıp oradan yürürdü. Biz, ‘Galatasaray’ın falan yöneticisinin kızı aslında bilmem nerede bir süre spor yapmış’ deyip geçer ve birkaç gün sonra Celal tarafından onun haberinin yapılıp gazeteye konulduğuna tanık olurduk. Bunun gibi yığınla gol atmışlığı vardı bize. Çoğu da ödül getirecek kadar parıltılı bir hal almış olurdu bu haberler. Bu yönde büyük bir yeteceği vardı. Aslına bakarsanız bir açıdan yaptığı çok özel bir şey değildi. İşinizi bu kadar iyi kovaladığınızda hem sayfalarda yer bulur hem de ödül kazanacak işler çıkarırdınız. Onun yaptığının asıl önemli tarafı, dur-durak bilmeyişiydi. Hepimizin doğal sayılabilecek iş dışı meşguliyetlerinin hemen hiçbiri yoktu onda, yüzde 100 gazeteciydi, 24 saat işini yaşayanlardandı. Evet, amatör sporlarla daha çok ilgilenirdi ama aslında bir alan sınırlaması söz konusu değildi; haberin her türlüsü onun görev tanımına girerdi. Üstelik, bu haberlerin her şeyini kendi yapabilecek kadar donanımlıydı. Fotoğraf çeker, haber yazar, röportaj yapar, kısacası gazeteciliğin gerektirdiği her iş elinden gelirdi. Düşünün, meslek hayatını 2 önemli ödül bile kazanmadan bitirmiş bir yığın insanın bulunduğu ortamda 200’e yakın ödül kazanmıştı. Bunlar arasında belki çok da önemsenmeyecekler olabilirdi ama çok önemlileri de vardı. İnsani yönden de gerçek bir dosttu. Bir dönem rahmetli babasının, sonrasında gazetecilik nedeniyle tanıştığı insanların bazı imkanlarını kullanıp gazeteci arkadaşlarının sorunlarını çözme konusunda önemli katkılarda bulunurdu. Bunun ayrıntılarına girmek istemem ama galiba bu kadar büyük bir meslek tutkusu ona biraz pahalıya mal oldu. Hürriyet’ten ayrılmak zorunda kalışı, tarifsiz bir yıkımdı. Mekanı cennet olsun. 

İLYAS NAMOĞLU

(Hürriyet Gazetesi eski Foto Muhabiri):

44 yıllık Hürriyet gazetesi yaşamımda Celal ile uyum içinde geçen çok anım oldu. Celal de bana yakın süre çalıştı Hürriyet’te en verimli zamanında çok güzel işler yaparak kendini fazlaca kanıtladı. Aldığı ödüllerden ötürü gazetede ismi “ödül” avcısına çıktı. Birlikte çok iş yaptık, en önemlilerinden biri 1991 yılında Atina’da yapılan Akdeniz oyunlarını birlikte takip ettik. Celal bu büyük organizasyonda güreş, halter, boks, tekvando ve karate spor dallarını severdi ve o dallarda da çok insan tanırdı, bu dalları izlemeyi tercih etti. Müsabakalarda çok iyi işler çıkardı ve başarılı oldu. Bir başka büyük organizasyon ise yine 2004 yılında Atina’da yapılan yaz olimpiyatlarıydı. Bu büyük organizasyonu Esat Yılmaer, İlyas Namoğlu, Celal Demirbilek ve Bülent Boğ’dan oluşan dev kadro ile takip ettik. Önce branşları bölüştük sonra iki ekip halinde müsabakaları izledik. Celal hep olay olsun isterdi, skandal kovalardı.Onun içinde takip ettiği her konuyu incelerdi.Çok iyi bir dost ve arkadaştı. Allah rahmet eylesin , Nurlar içinde yatsın.

ALEV ANAKÖK

(Voleybol otoritesi):

Yaş ilerleyince etrafımızda ki dostlarımızı yitirmek de hızlanıyor. Üstelik Celal bizlerden daha genç olmasına karşın aramızdan ayrıldı.

Celal ile tanışıklığımız çok eskilere dayanır. Aynı yokuşu tırmandığımız yıllarda karşılaştığımızda selamlaşırdık. Ama voleybola gelmeye başlayınca çok daha yakınlaştık. Yan yana çok maç izler olduk.

Çok renkli bir kişiliği vardı. Özellikle yurt içi ve yurt dışı seyahatlarde O’nun haber peşinde koşarken yaşadıklarını esprili bir dille anlatışı hepimizi gülümsetirdi. En büyük özelliği de, hiç bitmeyen bir enerjiyle voleybol maçları için gittiğimiz yerlerde bile değişik haberler peşinde koşmasıydı. Örneğin yurt dışında fırsat bulduğunda başka şehirlere diğer branşların haberini veya o sporcunun röportajını yapmak için koştururdu. Bu çabaların sonuçlarını da bir çok ödülün sahibi olarak gördü. Mekanın cennet olsun dostum…

ENVER BAĞLARBAŞI

(Voleybol Manşet Dergisi kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni):

Beşiktaşlıydı, ancak takım sevgisini işiyle hiç karıştırmamıştır. İşi mi ailesi mi derseniz bana göre işini önemsemiştir. Son konuşmamızda çalışmadığı için dertliydi. Bülent Tuncay’ın karar gazetesindeki desteğinden memnundu ama yetinemiyordu. Kızı Ahsen’in, eşi Fatoş Hanım’ın hayatındaki yeri çok büyüktü. Futbola da Hürriyet’e de hizmeti çok büyük oldu. Ailesinden artan zamanının tamamını amatör sporlara ayırırdı. Daha habere giderken nasıl bir manşet haber çıkarabileceğini düşünen adamdı. Naim Süleymanoğlu haberini Hürriyet Gazetesi’nde manşetten Çetin Emeç’in de katkılarıyla ilk veren gazetecidir. Bunu iyi biliyorum zira arşive inip, Nurtan Abla ve Reyhan’dan fotoları alan kişi bendim. Tabii Avustralya’daki Dünya Şampiyonasında “Naum Shalamanov” adıyla yarışmış ve Türkiye konsolosluğuna sığınmıştı. Daha sonraki gelişmeleri de adım adım takip etmiş hatta köyüne gidip ağırlık çalışması yaptığı taşla fotoğraf çekip haber yapmıştı. Uzak doğu sporları judo, tekvando, karate sporunun yayılmasında gazeteci olarak büyük emeği vardır. Tabii kuyruğuna bastıkları ise sevmezdi. Ben kürek, yelken, yüzme, sutopu, voleybol ve otomobil sporları haberinin sayfaya gitmesi için çalışırken o da uzak doğu sporları yanında güreş ve boks zaman zaman jimnastik ve atletizm haberleri için çabalardı. Ben Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra kürek, yelken ve voleybol haberlerini de takip etmeye başladı. Dünyada 8 tek kadınlar yarışması yapılmazken Fenerbahçe kadın sporcularına 8 tek’te fotoğraflarını çekip Hürriyet Kelebek ekinde haber yapmıştık. Rakip olmuştuk ama dostluğumuz devam etti. Dürüsttü. “Ben voleybolu bilmiyorum. Ama bana Voleybol sorumluluğunu da verdiler” diyerek benden yardım istemiş, Güneş Sigorta’nın ilk Avrupa şampiyonu olduğu Bursa’da bir pastanede voleybolun temel özelliklerini anlatmıştım. O da bana sütlaç ısmarlamıştı. Daha sonra çok çalışarak Hürriyet Gazetesi’nde çok özel haber, foto ve röportajlarla voleybola son 15 yıl içinde çok büyük katkıları olmuştur.

 

BÜLENT TUNCAY

(Hürriyet Gazetesi eski muhabiri ve Karar Gazetesi’ndeki son Spor Müdürü):

Celal abi ile Hürriyet’te yıllarca çalıştık. Son dönemde de yolumuz Karar’da kesişmişti. Mesleğine aşıktı. Hürriyet’ten sonraki süreçte adeta boşluğa düşmüştü, onun için hayat varsa yoksa işiydi, haberdi, gazetecilikti. Karar’da birçok güzel işe imza attık, hatta son ödülünü Karar’daki haberiyle aldı. Her gördüğünde “Karar’la yeniden doğdum Bülent” diyordu. Röportajlar yapmak, haber peşinde koşmak ona iyi geliyordu. Haberden kopunca sanki hayattan da koptu, sinsi hastalık bir anda gelip onu bizden aldı. Kazandığı ödüllerin sayısı ile Guinness Rekorlar Kitabı’na girerdi. İyi bir gazeteci, iyi bir insandı, inançlı ve vicdanlı bir adamdı. Kimseye minnet borcu yoktu. Skandal haberleri ile meşhur olmuştu. Onun gittiği organizasyonlarda yöneticiler diken üstünde olurdu çünkü o maç skoru yapıp giden gazetecilerde değildi. Her yere girer, çıkar, sorar, öğrenir ve haberini yazardı. Kimsenin gözünün yaşına da bakmazdı. Dostlukları ile işini asla karıştırmazdı. Çıkar ilişkileri ona göre değildi, sadece işine odaklanır, işinin hakkını da verirdi. Medyadaki vıcık vıcık, girift ilişkilerden de uzak dururdu. Herkesle arkadaştı ama çizgisi vardı, asla çok fazla samimi olmazdı.  Medya, meşhur dizideki gibi biraz Kurtlar Vadisi’dir. Burada herkes biraz yırtıcıdır, kurttur, çakaldır, tilkidir, köpektir. Celal abi bizim vadinin kuzusuydu. Kimsenin canını yakmadan, kimseye diş atmadan, sadece işiyle var oldu, sessiz sedasız noktayı koydu. Mekanın cennet olsun Celal abi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here