Genel HaberlerManşet

Vicdanı,Temizliğini Yitirmiş Taraftarlık

Doç. Dr. Recep Cengiz, Göztepe-Altay maçındaki olayların psikolojik ve sosyolojik boyutunu kaleme aldı:

Son dönemlerde boyutları giderek artan sporda şiddet ve düzensizlik konusu ile ilgili olarak Doç Dr. Recep Cengiz’in Türk Spor Ajansı’ndaki yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Sporun sadece spor olduğunu unutmayıp; skora bağlı olarak bazı insani kavramların kaybedilmemesi gerektiğini,  dostluk, barış, kardeşlik gibi yüce duyguların yeniden spor alanlarına hakim olduğu günlere kavuşmak ve sporun birleştirici, bütünleştirici yönünün ön plana çıkması için herkesi bir kere düşünmeye davet ediyoruz.

Voleybol Aktüel

Vicdanı,Temizliğini Yitirmiş Taraftarlık

 

İzmir’de iki tarihi kulüp derbi maçı oynuyor.

Ambulans şoförü aracılığı ile maça sokulan işaret fişeklerinden bazı taraftarların derdinin takımlarını desteklemek veya futbol izlemek olmadığı, berberinde getirdikleri hastalıklı ruh hallerini maça yansıtmak olduğu anlaşılıyor.

Taraftarda maça hazır olan duygu centilmenlik değil. Sınır tanımaz fanatiklerin gölgesinde, günün popüler şarkılarının arasına ve nakarat kısmına sıkıştırılan küfürler, taraflar arasında yağ lekesi gibi yayılıyor. Yani her iki takım taraftarı küfür, tehdit, saldırganlık ve işaret fişeği formülü ile takımlarını destekliyor!

Altay-Göztepe maçının 24.dksı.

Altay tribünlerinden atılan işaret fişekleri iki Göztepe taraftarını yaralıyor. Yaralıların ambulansla hastaneye taşınması için oyun duruyor.

Altaylı ve Göztepeli futbolcular ambulansın yanında sohbet ederken Göztepe tribünlerden atlayan ‘vicdanı temizliğini yitirmiş’ bir FAN-ATİK uyuyan güvenlik görevlilerini atlatıyor. Korner direğini yerinden çıkarıyor, yaklaşık 50 m depar atıyor ve Altay kalecisi Ozan Evrim’e arkadan vuruyor.

Yaralananlar kara mizah örneği olarak işaret fişeğinin stadyuma sokulduğu ambulansla hastaneye götürülüyor. Sonrasına, çok kültürlü yaşam ve bu yaşama gösterilen hoşgörü anlayışının daha demokratik ve yaşanası bir kent haline getirdiği1, İzmir’in iki güzide kulübü 108 yıllık Altay’la, 98 yıllık tarihi ve kültürel geçmişe sahip Göztepe arasındaki maç hakem tarafından tatil ediliyor.

Altay’ı soyadına yazan Altaylı ünlü futbolcu Şerif Eraltay’ın dediği gibi ‘Gavur İzmir’de Rumlara ve yabancılara karşı pençe pençe dövüşerek kurulup yaşatılan”  ve onlar için İzmir sevgisi ve vatan sevgisi demek olan Altay ile Avrupa kupalarında çeyrek final oynayan ilk Türk takımı Göztepe arasındaki rekabet, ne yazık ki bu kulüplerin futbol kamuoyu nezdinde olumsuz bir imaja sahip olmaları ile devam ediyor1,2

Stadyumda bağıran, çağıran, işaret fişeği yakan, takımı gol yediğinde gömleğini yırtan, oturdukları koltukları koparıp sahaya fırlatan veya maç bitiminde hiç tanımadığı karşı takım taraftarlarının yolunu kesip elindeki bıçağı onların üzerine sallayan kişinin tek derdi “futbol”, tek sorunu “takımının yenilmesi” değildir.

Şiddet her zaman gücü yansıtmaz. Şiddeti her zaman güçlü insan uygulamaz. Bazen güçsüz, aciz veya çaresiz insan da uygulayabilir. Bu kişilerin çocukluk yıllarından itibaren yaşadıkları aşağılanmaları, uğradıkları aşağılanmaları, kalplerindeki nefretlerini “fanatizm” ile dışa vurduğu varsayılmaktadır. Bu kişiler arzu duyduğu “sınırsızlık” ve kural tanımazlığın hazzını “futbol” bahanesi ile tribünlerde doyasıya yaşama eğilimindedirler. Örneğin, “antisosyal kişilik bozukluğu” olan bir kişinin maç izlemek üzere bir stadyuma girmesi demek, maç esnasında bütün anormal dürtülerinin tetiklenmesi demektir. Tetiklenen anormal duygular ise biraz sonra hiç günahı olmayan birinin şiddete uğrama riski demektir. Bizim gibi şiddet eğilimi toplumlarda futbol “kişilik bozukluğu taşıyan” içlerindeki “sapkınlığın” dışa vurulduğu bir alana çabuk dönüşüyor. Kötü bir çocukluk, kötü bir eğitimi, yoz bir kültür ortamında yetişenler “futbol fanatikliğine” daha yatkın oluyorlar3.

Fanatik taraftarların saldırgan tutumları sadece saha için sorunlar çıkarmıyor, saha dışında da sorunlar doğuruyor. Maçta yaşananlar, Ankaragücü-Beşiktaş maç sonrasında olduğu gibi yalnızca bir duygu olarak saha da kalmıyor, bir hayat tarzı haline geliyor. Empati ve fair play kavramında karşılık bulan “başkasının gözleriyle görebilmek, başkasının kulaklarıyla duyabilmek, başkasının kalbiyle hissedebilme” duygusunu, adil olmak ve adaletli davranma yetisini kaybediyor.

Kaynaklar:

1.     Talimciler, A. (2009), Futbol / Spor Ekseninden İzmir, İzmirli olmak Sempozyum bildiriler Kitabı, İzmir, 151-162.

2.     Atabeyoğlu, Cem (1991) Türk Spor Tarihi Ansiklopedisi. Fotospor AN Grafik Basın Sanayi ve Ticaret A.Ş.; İstanbul.

3.     Güneş, A. (2015). Çocuk Deyip Geçmeyin, Timaş Yayınları, İstanbul, 155-157.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu