Memed Fuat’ı Ölümünün 17.Yılında Saygıyla Anıyoruz

0
208

17 Yıl önce 19 Aralık 2012 yılında aramızdan ayrılan Türk Voleybolunun efsanelerinden Memed Fuat Bengü’yü saygı ve rahmetle anıyoruz.

Memed Fuat Bengü’ye Allah’tan rahmet ailesi ve Türk Voleybol Camiasına baş sağlığı dileriz.

Voleybol Aktüel

 

 

MEHMET FUAT ENGİN BENGÜ (1926-2002)

16 Şubat 1926’da İstanbul’da, dedesi Mehmet Ali Paşa’nın Erenköy’deki köşkünde dünyaya geldi.. Babası sanat eleştirmeni Vedat Örfi (Bengü), annesi Piraye Hanım’dır. O doğmadan önce yurtdışına giden babasını ilk kez beş yaşında iken gördü. 1932’de anne ve babasının boşanmasının ardından annesi, Nâzım Hikmet ile 1935 yılında evlendi.
Mehmet Bengü, İlkokulu Erenköy 38. İlkokulu’nda, Kadıköy 1. Orta’da, Robert Koleji’nde ve Haydarpaşa Lisesi’nde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu.
İzgen Öksüzcü ile Edebiyat Fakültesi’ndeki arkadaşlıkları 1957 yılında evlilikle noktalanır. Bu evlilikten 25 Temmuz 1961’de Türk voleyboluna armağan ettiği en önemli pasörlerden biri olan oğulları Kenan Bengü doğdu.

!Burada Mehmet Fuat’ın edebiyatçı kişiliği hakkında bilgiler vermekten çok “Bir Spor Adamı Olarak Mehmet Fuat”ı anlamak için Handan Durgut tarafından yazılan kısa senaryo metni biraz uzun olsa bile çok güzel hazırlanmış bir kaynak.Bu nedenle hiç bölmeden yer vermek istedim.)

1938 yılında Memet Fuat ortaokul öğrencisi…
Ethem Efendi’den Kızıltoprak’a paraşolle gelmekte…
Okulu, Fenerbahçe Stadı’nın bitişiğinde Kadıköy 1. Orta.
Memet Fuat’ın spora düşkünlüğü, özellikle futbol sevgisi bu yıllarda başlar.

Haydarpaşa Lisesi’nde okuduğu üç yıl boyunca bütün akşamüstlerini Mehmet Ali Paşa köşkünün hemen arkasındaki Hilal Sahası’nda futbol oynayarak geçirir.

Dokuzuncu sınıftayken, 1942 yılı sonlarına doğru, Piraye, oğlunun spordan başka bir şey düşünmemesine üzülmekte; okuması, şiir ya da öykü yazması, Nâzım’la mektuplaşması için ona baskı yapmaktadır. Bu baskının etkisiyle Memet Fuat, Nâzım’la mektuplaşmaya, Zola, Balzac, Dostoyevski, Gorki gibi yazarları okumaya, ve yazmaya başlar. Ama önde gelen ilgi konusu gene futboldur. Oynamanın ötesinde artık her hafta maçlara da gitmektedir.
1945 yılında, okulun sona ermesine az kalmışken, ilk gün Karagümrük, ertesi gün de Fenerbahçe Stadı’nda izlemeye gittiği maçlarda, üşüyerek yatağa düşer. Ateşi uzun süre 37’nin altına inmez… Sonunda verem tanısı konulur.

Futbola ilgisi Fenerbahçe Stadı’nın yanındaki okulda okurken başlamış, ama Galatasaray taraftarı çıkmıştır. Hiçbir zaman fanatik olmasa da, sadece maçları değil, antremanları da izleyen, genç takım oyuncularını bile tanıyan iyi bir izleyici olmuştur.
Oyunculuğu 1945 yılında sağlık nedeniyle bırakmak zorunda kalan Memet Fuat, İnönü Stadı’nda yıllarca maç izlemeyi sürdürdükten sonra, 1969’da Metin Oktay’ın sahalardan ayrılmasıyla futbol izleyiciliğini de bırakır.
Altınyurt bahsi böylece açılır…

1950’li yıllarda Altunizadeli’dir artık. Doktor tavsiyesi ve ciğerinin baskısıyla çok sevdiği sahalardan uzakta; okur-yazarlığıyla başbaşa…
Altunizade’nin boş arsaları, mahallenin çocukları tarafından futbol oynamak üzere istila altında….
Top oynayan gençlerin arasına, mesai saatlerinin bitiminde, Tuna Baltacıoğlu, Engin Yesarioğlu, Metin Yasavul ve Memet Fuat da katılmaktadır.
Metin Yasavul kale önünde oynarken Memet Fuat müdafaadadır; terlediğini hissettiğinde oyunu terk eder… Devamlı ve istekli ve karanlığa kadar oynayan, sadece “Tuna abi”dir…

Altunizadeliler, adı, 1935 yılında konmuş semt kulüplerini 1959 yılında Altınyurt Gençlik ve Spor Kulübü olarak resmen kurarlar.

Sürekli kavga ettikleri için azarlanan, oyunları engellenen çocuklar, artık masa tenisi dışında spor yapmayan Memet Fuat’ın koruması altına tam da bu zamanda alınır: “Sözümü dinler, sporcu gibi spor yapmayı kabul ederseniz, size bir takım kurar, futbol öğretirim.”
Sözü dinlenir. Sporcu gibi spor yapma önerisi hemen kabul görür. Efsanevi “ağlı saha”ya transfer olan çocukların itişmeleri spora dönüşünce destekler artar. Hafta arası düzenli antrenman yapmaları, hafta sonu başka mahallelerin çocuklarıyla maçlar almaları, paslaşarak güzel futbol oynamaları, çocuklarla büyüklerin barışmasını sağlar. Yalnızca aileleri değil, semt sakinleri cümbür cemaat gelip onların maçlarını izlemekten hoşlanır olur.

Altınyurt Kulübü, hızla gelişir. Altunizade köşkünün parsellenmiş bahçesinden bir dönüm arsa kulübe bağışlanır. Bu arsanın üstüne el birliğiyle bir lokal yapılır. Kimi planını çizer, kimi krediyle demirini, kerestesini, tuğlasını sağlar, kimi doğramasını, kiremitini, borularını bağışlar; elele imece usulüyle herkes çalışır…
Altınyurt bir spor kulübüdür ama, buraya spor için gelenler, duvarlarına resim kolunun astığı resimleri izlemek, müzik kolunun çaldığı ezgileri dinlemek, tiyatro kolunun oynadığı oyunlara katılmak, edebiyat kolunun düzenlediği okuma gecelerinde yer almak olanağını da bulmaktadır. Altınyurt bu haliyle Halkevleri’ne benzetilir.
Her şey amatörce, ama nasıl eğitici, ama nasıl eğlencelidir.

Memet Fuat kulübün bu ortamında, 8 yıl boyunca Altunizadeli çocuklara futbol antrenörlüğü yapar. Yıllarca tempo değişmez: Gündüz yayınevi, gece antrenmanlar…
Çalışmaları, ünlü İngiliz antrenör Walter Winterbottom’un Soccer Coaching adlı kitabına göre yaptırmakta, çocuklar da büyük bir inançla gösterilenleri uygulamaktadır. Yansıtma paslı bir futbol eğitiminden geçen çocuklar, birkaç yıl içinde, izlenmesine doyum olmayan gencecik bir takım olarak çıkarlar ortaya.
Altınyurt Sahası’nda çeşitli semtlerden gelen mahalle takımlarıyla maçlar yapılır.

1964 yılı Haziran’ında, bir gösteri maçında 2 misafir takım, Memet Fuat’ın yalnızca gerçek bir spor adamı değil, edebiyatçı ve özellikle tiyatro tutkunu bir sanat adamı olduğunu da vurgular niteliktedir: Keşanlı Ali Destanı oyuncuları Edebiyatçılar Birliği yazarlarına karşı! Başlama vuruşunu Gülriz Sururi’nin yaptığı, hakemliğini Halit Kıvanç’ın üstlendiği maçı, Altınyurtlu futbolcuların gayretiyle 5-3 yazarlar takımı kazanır. Maçın en güzel golü, Keşanlı takımının kaptanı, oyunun yazarı Haldun Taner’in ve Engin Cezzar’ın itirazlarına rağmen 50 yaşındaki Orhan Kemal’in penaltıdan attığı goldür. Ülkü Tamer’in de kalenin örümceğini alan 2 golü vardır. Konuk oyuncu Bedri Koraman, hayatının ilk golünü bu maçta atar. Maç bitiminde maçın kahramanı Orhan Kemal, Adnan Özyalçıner’in, Çetin İpekkaya, Erol Günaydın ve Nurer Uğurlu’nun, Mehmet Seyda, Şükran Kurdakul ve Ziya Metin’in yorgun omuzlarında taşınır…
Altınyurt Sahası, bu tarihi günün ardından maç almaya devam eder… Büyük kulüplerin genç takımlarıyla da karşılaşılır. Başarılar sahadan sahaya taşınır, ağızdan ağıza yayılır: “Galatasaray’ı, Fenerbahçe’yi yenmişler, İstanbulspor’la berabere kalmışlar.”
Başarıları dikkat çekmekte, göze batmaktadır. Gelen takımlarda, kümelerde oynayan yaşça büyük oyuncular, çocuklardan kurulu bir takıma yenilmeyi onurlarına yediremez, sinirlenir, sertliğe başvururlar. Maç günleri sahanın çevresini eli şişeli sarhoş izleyiciler de doldurmaya başlayınca, işin tadı kaçar.
Sonunda Koşuyolu takımıyla yapılan bir maçta konuk takım seyircileri Altınyurtlu sporculara saldırır. Öğrencilerinin karakola sığınarak paçayı kurtarması üzerine Memet Fuat Altınyurt Spor Kulübü Yönetim Kuruluna, çok sevdiği ve emek verdiği futbol şubesinin kapanması için teklif verir. Bu koşullarda futbolun bir eğitim sporu olamayacağı görüşüne varan Altınyurt yönetimi, “Bu takımı olduğu gibi bize verin,” diyen Galatasaray antrenörünün önerisini, çocuklara bir çıkış yolu olabilir diye benimser.
Altınyurt’ta futboldan bütünüyle vazgeçilir.

Memet Fuat futbola küser. Ancak televizyonlar futbol maçlarını göstermeye başlayınca, gençlik günlerinin sevdasıyla barışacak ve bütün dünyada oynanan maçları izleyecektir.

Futbolun çirkin yüzüne sırt çeviren Memet Fuat, kendini bütünüyle, şiddete kapalı, tek uygar grup sporu olan voleybola verir. O zamanın en önemli ekolleri Romen, Çekoslavak ve Rus antrenörlerin kitaplarını getirtir. Dünya voleybolunu inceler.
Yalnızca mahalle arasında oynadığı voleybolu kitaplardan öğrenerek Altınyurt takımını yaratacak, voleybol milli takımının antrenörlüğünü üstlenecektir.

Walter Winterbottom’un futbol kitabının yerini Rumen antrenör Gabriel Cherebetiu’nun voleybol kitabı almıştır.
Türkiye’de oynanan voleybolun dünyadaki uygulamanın çok gerilerinde kaldığını görmek, bu alanda kapsamlı bir araştırmaya girerek yeni bir anlayış edinmeyi zorlar. Japonya’dan, Amerika Birleşik Devletleri’nden, Kanada’dan gelen kitaplar birbirini izlerken, Altınyurt yıldız erkek takımında başlattığı çalışmalar, Memet Fuat’ı, birkaç yıl içinde, önce İstanbul genç erkek karmalarının, sonra da genç ulusal takımın başına geçirir.
Japonların geliştirdiği hızlı ve aldatmacalı Asya voleybolunu ilk kez Altınyurt’ta deneyen Memet Fuat, kızlı erkekli öğrencilerinin kupaları toplamalarının önünü açar… Dahası Türk voleybolunu bir dönüm noktasına ulaştıracaktır. Boy ortalaması kısa olan Türk takımlarının uluslararası maçlarda Asya voleybolu oynaması gerektiği tezi, Mannheim’daki özel bir turnuvaya katılan Genç Milli Takımın birinciliğiyle onaylanacaktır.
Bu dönemde Altunizade semti bir voleybol cennetine dönüşür. Kulübün çevresindeki hemen her evde, kızlı erkekli birkaç voleybolcu vardır…

A takımı, bu izlemesi de keyifli değişik voleyboluyla 1971-72 sezonunda 2. Ligde şampiyon olur. 1973 yılında Genç Milli Takım aday kadrosuna Altınyurt’tan da voleybolcular çağrılmaktadır artık…
Arkası da gelir: 1973-74 sezonunda İstanbul 1. liginin namağlup şampiyonudur; Türkiye Deplasmanlı Voleybol ligine yükselme maçlarına katılmaya hak kazanır.
14 Temmuz 1974 tarihli Tercüman gazetesi sonucu şu başlıkla duyurur: “Mahallede takım kurup Türkiye Deplasmanı’na çıktılar.”
Türkiye Voleybol Ligi’ndeki ilk yılında haklarında çok konuşulur: “…büyük kapitallerle kurulmuş dev takımların arasında pür amatör bir semt takımı. Devler arasında voleybolun en devini oynayan Altınyurt”.
Altınyurt voleybol erkek takımı, profesyonellerin yer aldığı deplasmanlı Türkiye liglerinde, alt yapıdan gelen amatör oyuncularla tam on yıl oynayarak tekrarlanması olanaksız bir olayın gerçekleştiricisi olur. Özünde amatörlük olduğu için profesyonelliği beceremeyen Altınyurt, bir spor yazarınca Don Kişot’un yeldeğirmenlerine saldırmasına benzetilir.

Türk voleybolunun yüksek paslardan, yatık, alçak, kısa, çabuk paslara geçiş döneminde, 1972’den 1980’e, erkek genç, umut, A ulusal takımlarının antrenörlüğünü birçok turnuvada o üstlenir. Bu arada adları voleybol tarihinin baş köşelerine yazılan ünlü oyuncular yetiştirir.

Spor camiasında Mehmet Bengü diye tanınan Memet Fuat, üniversite eğitimini öğretmen olmak üzere almıştır. İngilizce öğretmeni olacakken yazarlığa, yayıncılığa kaymış; ama öğretmen yanı hem spor adamlığına hem edebiyat adamlığına mührünü vurmuştur.
Gençlerin yetişmesine katkıda bulunmaktan hoşlandığını her fırsatta belirtir. Hayat, ona hoşlandığını yapma fırsatını sunar.
Karşılığı, öğrencilerinden gelir, -ki Memet Fuat için bu, en değerlisidir:
Altınyurt Kulübü’nü, spor eksenli bir yaşam üniversitesi gibi gören bir oyuncusu, “öyle bir yolculuk yaptım ki, hayatım değişti” der. “Altınyurt’ta görüp öğrendiklerimiz ve Mehmet Bengü’nün bize örneklediği yaşam tarzı, kalitesi, yaşamdaki başarımızın, huzurumuzun, aile yapımızın, kısacası mutluluğumuzun formülü oldu.”
Bir başka öğrencisi, “Mehmet Bengü hoca ve o camiada yetişmiş eğitmenlerle çalışmak, yalnız spor bazında bir antrenman ve maç aktivitesi değil, kişinin tüm yaşamının her anında tekrar tekrar başvurduğu bir yaşam kılavuzu kazanmak demektir.” sözleriyle Altınyurtlu olmayı tanımlar.

Memet Fuat 1979-1982 yılları Anadoluhisarı Gençlik ve Spor Akademisi’nde öğretim görevlisi olarak voleybol dersleri de vermiştir. Bölüm öğrencileri, bugün hâlâ, Adam Yayınları’ndan çıkan voleybol üstüne hazırladığı kitaptan yararlanmaktadır.

Altınyurt Kulübü kurulduktan bir yıl sonra 1960 yılında de Yayınevi’nde yayıncılığa başlamış, 1980’e doğru “Yazko Edebiyat” dergisi yöneticiliği yapmıştır.
1981’de Adam Yayınevi’nin yerli yayınlar yönetmeni olur. 1985’te yayımlanmaya başlayan “Adam Sanat” dergisinin genel yayın yönetmenliği görevini, 1999 yılına kadar sürdürür.

1990 yılında bir ameliyatta hayat arkadaşı İzgen’i, arkasından da 1995 yılında annesi Piraye’yi yitirdi. 1995’te kendisi solunum yetmezliğinden yoğun bakıma alındı. Yoğun bakım sonrasında vefatına kadar evinde çalışmaya devam etti. Bu sırada yazdığı ve derlediği birçok eseri yayımlandı. 1995’te kendisine Kültür Bakanlığı “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü” verildi. 1996’da bunu “Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası” izledi. 1997’de “Yaşasın Edebiyat” dergisinin yaptığı soruşturmada “Gölgede Kalan Yıllar” adlı yapıtı “Yılın Kitabı” seçildi. 1999’da ikinci kez girdiği yoğun bakımdan çıkar çıkmaz tutmaya başladığı güncesi, ölümünden sonra “”Ölünceye Kadar”” adıyla iki cilt olarak yayımlandı.
19 Aralık 2002’de akciğer yetmezliğinden aramızdan ayrıldı.

Daha detaylı bilgi için:
www.memetfuat.com

Fotoğraflar ve bilgiler için Gülnur Görgün / Voleybolun Unutulmazları’na teşekkür ederiz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here